YÖRESEL LEHÇE

 

1- Abu: Yaşlı kadınlara hitap şekli, (teyze, nine gibi) (N’eydiyon abu?)

2- Ağmak: Yükselmek, çıkmak (Dokuzların başına yine bulut ağdı, herhalde yağmur yağacak.)

3- Ağpun: Tarlaya atmak için biriktirilmiş havyan gübresi. (Ağpunu eşşeklere yükledin mi Ahmet?)

4- Al: Hile. (Alınan kandırdılar kızımı…)

5- Alaf: Hayvan yiyeceği. Daha çok kurutulmuş ot ve saman için kullanılır., (Aha, malların alafını verdim de ordan geliyom !

6- Alışmak: Yanmak, tutuşmak. (Ateş alıştı). (Ocakta otururken bir de baktım peşim alıştı)

7- Alma: Elma (Bütün almaları yemiş, kara yanıkara yiyesiceler)

8- Anadut: Dirgenin üç çatallısı. (Anadutun dalını kırmışlar gız..)

9- Arbul: Nisan ayı. (Arbul’da hep sepken yağar zaten)

10- Aşna: Tanıdık, dost. (Bir yerden aşna ama…)

11- Ateş gaymak: Ateş yakmak. (Fadimeee, ataşı gaydıngız?)

12- Ava: Baba. (Ana avam geldi, seni soruyor)

13- Avuz(ağız): İnek ve koyunların doğum yaptıktan sonra verdiği ilk süt. (Maşallah bu sene avuzu bol eylediniz)

14- Babal: Günah, suç. (Babalu günahı senin boynuna..)

15- Badal: Merdiven. (Gırk dene badal çıktım, kıçım bacağım koptu.)

16- Badaşık: Sağılan sütlerin sıra ile hergün birine verilmesi, sıra ile süt toplama (Badaşığı kiminen yapıyon bacı?)

17- Bakraç: Süt sağılan, ayran konan, saplı küçük helke. (Barkacımın kulpu koptu. Soyka daha da yeniydi.)

18- Bayaktan: Biraz önce, demin. (Bayaktan yok diyodun, şimdi nerden buldun yaşamayasıca..)

19- Beleki: Emi. (Ocağın ıssız gala beleki..)

20- Belemek: Kundaklamak. (Çocuğu daha yeni beledim, uyumuyor gavurun cocuğu)

21- Berkitmek: Sağlamlaştırmak. (Hasan, o taşı eyicene berkitmeden bırakma.)

22- Betni: Ahırlarda, içinde hayvanların yemini yediği ahşap yalak. (Betnide heç alaf galmamış)

23- Bıldır: geçen sene. (Bıldır dört guzum varıdı, bu sene iki dek.)

24- Biçik: Dana. (Ge biçik, ge biçik…)

25- Bisokum: Küçücük, azıcık. (Bııı, sede bisokum ya ..)

26- Boyna: Sürekli. (Boyna çorap örüyo, neydeceğise..)

27- Böğrülce: Fasulye. (Böğrülceleri suladım da gardaş, ondan yoruldum.)

28- Buymak: Üşümek. (Dışarı hele hüle soğuk değil, buraya gelene kadar buydum öldüm.)

29- Bünelek: Büyükbaş hayvanların, bir tür sineğin rahatsız etmesinden kurtulmak için çılgınca koşması. Bünelek sineği. (Ne goşuyon lan bünelek dutmuş gibi?)

30- Ceğ: Çakıl taşlarından daha büyükçe kaya parçalarının topluca bir yerde yığılmış hali. (Ceğlü çukurda bir ağaç büyümüş, aha her biri belim gibi..)

31- Cemek: Çift sürerken, hayvanları yönlendirmek için kullanılan sopanın alt kısmına takılan ve sabandaki toprağı temizlemeye yarayan spatula benzeri demir parçası. (Soykanın cemeği kırılacak zamanı da buldun !)

32- Cerek: Çit çekmek için kullanılan orta kalınlıkta ve yaklaşık
5 m boyunda, kesik ağaç gövdesi. (O cerekler üstüne döşensin, nasıl kıydın da kestin.?.)

33- Cıbır: Parasız pulsuz, yoksul. (Bu donuzun oğlu da cıbırın kabadayısı hani..)

34- Cılbak: Çıplak. (Başı açuk, ayağı cılbak sokaklarda sürtüyo, hasta olacak.)

35- Cılga: Keçi yolu. (Cılga beri get, söğüdün dibinde görecen..)

36- Cırnak: Tırnak. (Cırnağını daktıyıdı bunnumu yırttı.)

37- Cışmak: Caymak, vazgeçmek. (Önce ağnaşduk emme soona cıştı pörtlek göz..)

38- Cibelmek: Böbürlenmek, kendini övmek. (Neyine cibeliyon?)

39- Cicik: Meme. (Emen ciciklerini yesin canıım..)

40- Coruk: Zayıf, güçsüz. (Coruk donuz, kalkmış o halıynan bir de ağaç kesiyor.)

41- Cöher: Kutsal sayılan ziyaret yerlerinden ve türbelerden alınan ve şifa verdiğine inanıldığından, su ile karıştırılarak içilen toprak. (Tekke’den cöher getüdün mü bacı?)

42- Cudam: Beceriksiz, güçsüz, görgüsüz kimse. (Adama benzemedik cudam)

43- Cücük: Civciv. (Sorma bütün cücüklerimi doğan alsın mı..)

44- Çalkama: Ayran. (Bi çalkama yap da, içek biyol bası gıı)

45- Çalmak: Sürmek, vurmak. (Davarı Karatepeye yukarı çaldım). Bir diğer anlamı yoğurt yapmak için sütün mayalandırılması. (Yoğurt çaldım, tutsun da yiyelim)

46- Çalmar: İçine koyun ve kuzuların konduğu, açık havada, etrafı çitle çevrili yer. (Koyunlar çalmarda mı ulan daha.?.)

47- Çamdu: Toprak damlı evlerin tavanı. (Çamdudan toprak dökülüyor.)

48- Çaput: İşe yaramaz bez parçası, parça bez.. (Ne bu ? Alt tarafı çaput değil mü?)

49- Çatılı: Bağlı, kurulu, doldurmak. (Ataşı çattım ki, yalanu çamduya çıkıyo valla, gel de ısınak)

50- Çebiş: Oğlak. (İki çebişim var, al biri senin olsun gardaş, senden gıymetli mi?)

51- Çedene: Kuzuların boğazına süs olarak takılan ve elma ağacından yapılan işlenmiş ahşap. (Bugün üç dene çedene yaptım.)

52- Çepil: Geveze. (Çepil donuz, gonuşmaya fırsak vermiyo ki..)

53- Çıtna: Serçe parmağa denir. (Çıtna barnağım ağrıyo, gapıya sıkıştıyıdı ondan mı yoksa..)

54- Çiğin: Omuz. (Çiğinlerim bi ağrıyo ki..)

55- Çilik: Klitoris, bızır. (Oğlanlar senin çiliğini yesin)

56- Çimmek: Yıkanmak, banyo yapmak. (Dereye kazan gurdum, hepimiz bugün çimeceğük..)

57- Çinik: Tahıl ölçmekte kullanılan
5 kg.lık teneke kap. (Beş çinik bulgur aldım..)

58- Çipil: Yeni çıkmış ağaç fidanları, bodur ağaçlar.. (Çipilliğin içine girme lan günahtır.)

59- Çöğdürmek: İşemek. (Hele hüle sıkışmadım, sen şöyle durda bi çöğdürüyüm heri..)

60- Çördük: Ahlat, yabani armut. (Bi seklem çördük topladım Hacıtarlasından)

61- Çöte: Fasulye sırığı. (Çötelerimi yakmış onmayasıca)

62- Çul: Kıl veya yünden yapılan yaygı. (Yatağın altına çulu ser de döşeği öyle koy.)

63- Dadanmak: Yarar, çıkar amacı ile veya alışkanlıkla bir yere sık sık uğramak. (Tavuklara yine bir tilki dadandı emme, hadi hayırlısı..)

64- Dağan: Cicim ve çul dokurken kurulan üç uzun sopadan oluşan düzenek.

65- Dağlamak: Kızgın demirle yapılan damga. (Sanki yüreğim dağlandı)

66- Dastar: Sofranın altına serilen bez, sofra bezi. (Dastarı ser de sofrayı öyle koy gızım)

67- Değnek: Sopa. (Köpeksiz köyde değneksiz geziyor dürzü!)

68- Devah: Kutsal yerleri ziyaret etmek (Devahın gabul olsun !)

69- Dığıl: Koyun, keçi gibi hayvanların zeytin şeklindeki gübresi, boku.. (Hıh onda ne varki, davarın dığılı)

70- Dirgen: Ot ve samanı karıştırmak, aktarmak için kullanılan genellikle ağaçtan yapılan ucunda uzunca iki çatalı bulunan alet.

71- Dolaklık: Kışın ayak bileklerine sarılan ve yünden yapılan giysi. (Emmi yazında mı dolaklık giyiyon?)

72- Dolukmak: Gözü dolmak, ağlamaklı olmak. (Gardaşı aklına gelince doluktu söynesice..)

73- Döğmek: Dayak atmak. (Fene döğdü çocuğu !)

74- Dulda: Kuytu yer, siper. (Yağmur kötü bastırdı, gel şöyle duldaya durak..)

75- Duvak: Gelinlerin düğün törenlerinde başlarına giydikleri, konik başlık..

76- Düğe: Henüz inek olmamış, 1-2 yaşında dişi sığır.

77- Düğü: İnce bulgur.

78- Dünürşü: Geline eşlik eden genç kızlar,. (Hatırlıyon mu senin düğününde dünürşü olmuştum)

79- Dürmeç: Köy ekmeğinin arasına çökelek konularak rulo haline getirilmesi, bir nevi ekmek arası.. (Yedi ki dürmeci, tıstımbıl oldu.)

80- Dürülmek: Bükülmek, toplanmak. (Cecimi dürde yüklüyo ko biyol bacı )

81- Ebe: Nine, anneanne, babaanne. (Ebem öldüğünde ben 5 yaşımdaydım)

82- Ebemkuşağı: Gökkuşağı. (Ebemkuşağının altından geçen erkek kız oluyormuş.)

83- Ecük: Az. (Ecük öte getsene)

84- Ede: Abi. ( Bokuyonu yeyim ede, sede üç dene adun var yarılacak..)

85- Eğin: Omuz.

86- Eğiş: Hamur keseceği. (Eğiş, kargayla bok değiş)

87- Eğlemek: Alıkoymak, yolundan koymak, durmak, kalmak. (Eğlen biyol, acelen ne?)

88- Eğleşmek: Duralamak. (Eğleşele biyol)

89- Ellam: Herhalde. (İneği bulanadı ellam)

90- Eme: Babanın kız kardeşi için kullanılır. Hala . (Ememgilden geliyom, ne var?)

91- Emen: Çocuk oyunlarında korunan yer, kale. (Genellikle orta yere konan bir taştır.)..

92- Emmi: Amca. (Ahmet emmi, babam seni çağırıyo)

93- Erinmek: Üşenmek. (Ulan yakına erinen, uzağa gerinir ,işte böyle)

94- Essah: Doğru, gerçekten. (Essah mı diyon gardaş?)

95- Evmek: Acele etmek. (Evetin ne. Daha ardığın üstüne yeni otudun?)

96- Eyeğü: Kaburga. (Eyeğülerim ağrıyo..)

97- Farsuz:Hesapsız, kitapsız hareket, konuşma . (Farsuz farsuz konuşuyor işte..)

98- Fedik: Kırılmış buğday. (Fediğin var mı Güllü, ecük ver de çorba edeceğim)

99- Fehim: Bir işe eli yatkın olma, becerikli, uz. Anlayış, anlama. (Fehimsüz gardaşım, hiç birşeyden anlamıyor)

100- Ferek: Kuyruksuz koyun. Kıvırcık koyun. (Ferek koyunun eti eyi olur biliyon mu?)

101- Ferik: Piliç, (Daha ferik, yumurtlamaya başlamadı.)

102- Fetil: Arpa unundan yapılan ve sacda pişirilen yufka.benzeri ekmek (Eskiden çok fetil yedik..)

103- Fırdolayı: Çepeçevre. (Köyü fırdolayı iki dakkada dolaştı.)

104- Fırkıl: Üstü başı yırtık- pırtık.. (Fırkıl pis)

105- Fışkı: Bok, pislik, hayvan boku. (İt fışkısı seni)

106- Fıtıl: Sümük. (Fıtıllı pis, git burnunu sil)

107- Filtike: Filkete

108- Findi: Bordo renkli, üzerinde siyah baskılar bulunan baş örtüsü. (Aha bi bu findim var.)

109- Fötürek: İshal. (Bizim herifi fötürek tuttu.)

110- Galiz: Başkasının kötülüğünü isteyeni fesat. (Bu var ya bu. Galizin biridir)

111- Garez: Kin. (Sırf garezine yapıyon değil mi?)

112- Gaybet: Gıyabında konuşmak. (Elin çocuğunu gaybetine konuşman burda)

113- Gayım: Sağlam, sıkı. (İpi gayım bağla, koparsa eşeği yuvarlarız.)

114- Gayitlenmek: Hazırlanmak. (Hadi artık, daha gayitlenmediniz mi? )

115- Gece kuşu: Yarasa.

116- Gelenü: Gelincik (Hayvan). (Bu sene yaylada hiç gelenü görmedim.)

117- Gercük: Tatsız tuzsuz konuşan. (Böyle gercük adam görmedim valla)

118- Gevmek: Ağzında çiynemek. (Ne gevip duruyon lan sakızı gecenin bu yarısında?)

119- Gınnoğ: Kedilerin kızışması. (Kedilerin gınnoğ ayı geldi herhalde)

120- Gırmaşmak: Hareket etmek. (Sakın gırmaşma, yoksa yılan sokar seni)

121- Gidişmek: Kaşınmak (Vücudun bir yerinin kaşınması) (Senin bir yerin gidişiyo gine emme…)

122- Gişi: Erkişi. (Gişi mi o ?)

123- Gölük: Eşek. (Gözelgilin gölük ölmüş..)

124- Gön: Deri. (Suratı eşşek gönü gibi, utanmaz arlanmaz)

125- Göv: Yeşil (Özellikle göz rengi ve henüz olmamış yeşil ekin için kullanılır)

126- Gövel: Gök mavisi, menevişli. (Yeşil başlı gövel ördek)

127- Gövermek: Yeşermek (Meşeler gövermiş, varsın göversin..)

128- Göynek: Kadınların elbiselerinin altına giydikleri işlemeli uzun giysi. (Bir tane gaz ayağı göynek ettim. Bu sene yaylada geyeceğim)

129- Gübür: Süprüntü, pislik. (Her tarafı gübür ettin irahat dur ecük)

130- Gücük: Şubat ayı. (Gücük çıktımıydı, bahar geldi say.)

131- Güman: Şüphe, merak. (Bizi gümanda koma ha…)

132- Gümanlı: Karışık, dalgalı, zanlı, şüpheli. (Biraz gümanlı emme, gene de allah bilir.)

133- Gümen: Kuşku.

134- Güymek: Sabretmek. (Sede pişmesine güymedin mi?)

135- Habire: Şu anda, pasa. (Habire yola gidiyok, kalkmış bostan suluyor.)

136- Hacat: Araç gereç. (Hacatımı ona buna dağıtma, sonra giden geri gelmiyo.)

137- Hagarer: Hala.

138- Hakut: Hastalıklı, zayıf hayvanlar için kullanılır. (Hakut soykalardan bıktım usandım, ölse de kurtulsak)

139- Hampa: Biri ile kronik düşmanlık. (Birbirine hampa oldu bunlar, yakındır var başlarına bir çıkacak.)

140- Hark: Su yolu. (Pezevengin çocuğu hargı doldurmuş, ben de suyu niye gelmiyor diyom)

141- Hasut: Fesat. (Bu hasutluğunan iflah olacağını mı sanıyon?)

142- Hayat: Hol, giriş. (Baltayı hayata koduydum, biyol ver)

143- Hayikdiye: Biraz önce (Sağol bacı, hayikdiye yedük, karnımız tok)

144- Hele hüle: Az buz değil.. (Senin oğlun var ya, hele hüle değil..)

145- Heleki: İyi ki. (Hele ki erken gelmişim, yoksa yağmura kalacaktım)

146- Helik: Küçük taş parçası. (Duvarın içine bol helik koyun.)

147- Helki: Su taşımak için kullanılan kap. Genellikle bakırdan yapılır ve kalaylanarak kullanılır. (Helkeler kolunda suya gidiyor.)

148- Helle: Çorba. (Yedi ki helleyi, tıstımbıl oldu)

149- Heri: (Yürü heri, niye benim yok mu?)

150- Herk: Sürüldükten sonra bir yıl dinlendirilen, nadasa bırakılan tarla. (Bugün bizim herif herg ediyor)

151- Hevlek:

152- Heybat: Çirkin, kaba, görgüsüz.. (Heybat bir oğlu var. Sede kurttan kulağı eksik)

153- Him: Temel. Temel kazısı. (Ev yapacağım da him eşiyom)

154- Höllük: Beşik çocuklarının altına serilen toprak. (Höllük eledim)

155- Ilıncak: Hamak

156- Irızsuz: Namussuz.

157- Işkın: Ağaçların bir yıllık sürgünü. Filizi

158- Işmar etmek: Gizlice; kimse duyup görmeden biriyle işaretleşmek. (İki de bir ışmar ediyo, utandım artık kalktım geldim.)

159- İdara: Şinanay,

160- İlistir: Kevgir

161- İptin: En önce, ilk olarak

162- İşgefe: Buğday unundan yapılan ve sacta pişirilen yufka benzeri ekmek

163- İşlik: Gömlek. (İşliklerini yıkadım)

164- Kada: Kaza, bela

165- Kaluk: Evde kalmış, evlenememiş kız ve erkekler için kullanılır. (Kaluk soyka, bir koca bulamadı)

166- Karakış: Aralık ayı

167- Karış vermek: Beddua etmek. (Ne karış veriyon çocuğa gavurun gızı)

168- Katık: Ayran. (Bir tas katık olsa da içsek)

169- Kavil: Söz. (Senlen kavlimiz böyle miydi?)

170- Kaygana: Sahanda yumurta. (Gelin görümce kaygana yer her gece)

171- Kayıl olmak: Kabul etmek, inanmak. (Tamam lan tamam, kayıl oluyom)

172- Kelem: Göbekli lahana.

173- Keltek: Ufak tefek, tıfıl

174- Kemçük: Yarık dudaklı

175- Kepenek: Kelebek

176- Keşik: Sıra. Nöbetleşe yapılan işler için kullanılır.

177- Kıran: Ölüm, öldüren, katil

178- Kırılmak: Ölmek.

179- Kısnak: Kıskanç, cimri. (Kısnak donuz, bir süyem ipi vermedi)

180- Kıvşamak: Kıpırdamak. (Boğazını bir sıktım, valla kıvşayamadı bile..)

181- Kiraz: Haziran ayı

182- Kiren: Kızılcık ağacı

183- Kov: Ardından konuşma, dedikodu. (Senin kovunu ediyorlardı.)

184- Kovmak: Koşturmak. (At kovdum) Diğer bir anlamı uzaklaştırmak.

185- Koytuk: Oyuk. (Koytuk gözlü)

186- Kozak: Kozalak

187- Kömeç: Ebegümeci. (Kömeç kavurması yaptım, gel de yiyek)

188- Kömüş: Manda, camız

189- Körsü: Köstebek.

190- Köseği: Ucu yanık odun

191- Külek: İçine yağ, çökelek vs konan küçük ahşap kutu.

192- Kürümek: Kürek veya sıyırgı ile kar, toprak gibi şeyleri iterek temizlemek.

193- Lağlanmak: Birini kötülemek için yaptığı bir şeyi çarpıtarak taklit etmek.. (Edem seni bi lağlanıyo, öldük gülmeden)

194- Löğ: Damlardaki toprağı sıkıştırmak için kullanılan ve taştan yapılan çok ağır silindir.

195- Mahana: Bahane, sebep. (Bi mahana bulur)

196- Makat: Gündüzleri sedir olarak oturulan, geceleri ise üzerine yatak serilerek yatılan yer. Divan

197- Malamat-Sakar: Berbat. (Koca ağacı malamat sakar etti.)

198- Maşlak: Kalın pardesü, palto

199- Mayıl olmak: Meyletmek, sevmek, gönül vermek.

200- Mehel: Uygun, denk, yerinde. (O kız o oğlana mehel değildi emme, cahillik işte..)

201- Mehelsime: Önemseme. (Heç beni mehelsimeye katmıyon emme, ben olmayınca da bir bok yiyemiyon)

202- Mengürde:

203- Metel: Bilmece. (Kışın oturu metel oynardık, hatırlıyon değli mi?)

204- Mıdara: Emaneten, lanettayn. (Çiviyi çakmış emme, sede mıdara, düştü düşecek.)

205- Mıh: Çivi. (Sen koca mıhı al, çocuğun gözüne sok..)

206- Mısmıl: Doğru, düzgün. (Mısmıl yapacaksan yap, yoksa bırak siktir git..)

207- Mıyahat olmak: Göz kulak olmak, korumak. (Sudan gelene kadar çocuğa mıyahat olun mu bacı?)

208- Mocur: Tahıl ölçmekte kullanılan 2-
2.5 kg.lık teneke kap

209- Modul: Hayvanları yönlendirmek için kullanılan sopanın ucuna çakılan çivi.

210- Muhanet: Hayırsız, vefasız

211- Müşkül: Çözümlenmesi güç şey

212- Naçar: Çaresiz, zavallı. ( Sede naçar bacım, neydiyim?)

213- Narpuz: Nane

215- Oynaş: Dost, sevgili . (Onun için falancanın oynaşı diyorlar emme ben inanmıyom)

216- Öğendere: Hayvanları yönlendirmekte kullanılan uzun, düzgün ve ucunda çivi (modul) bulunan sopa.

217- Öğmeç: Ekmek, yağ ve yumurta ile yapılan yemek.

218- Öğürsemek: İneğin çiftleşmeye hazır olması durumu. (İneğimiz öğürsemedi bu sene..)

219- Ökseği: Ucu yanmış, hatta yanar halde uzun odun..

220- Örüm: Gece yarısı davarın otlatılması

221- Palaz: Eski kilim, çul vs.

222- Partal: Palavra (Emme de partal attı ha..)

223- Pasa: Birşeyin, sürekli ve şu anda bile yapıldığı durumlar için kullanılır. (Pasa söğüyor)

224- Pata: Patates

225- Peşgir: Havlu

226- Pırtı: Elbise. (Pırtıları yudum da dikene astımıdı, kurudu mu ola?)

227- Pinnik: Kümes

228- Pür: İğne yapraklı (çam) ağaçların yapraklı kısımları

229- Rüsvay: Küçük düşme, rezil olma

230- Saçu: Düğün hediyesi olarak verilen koyun, kuzu

231- Sadır: Çiş. (Bıktım bu çocuğun sadırından, sadırlı pis)

232- Sahtiyan: Muşamba

233- Sal: Tabut

234- Salak: Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların açıkta yattığı yer. (Davar hangi salakta yatıyor acaba?)

235- Salakana: Sürtük, çok gezen, boşa gezen.. (Evine uğramıyor salakana, akşamaca geziyor)

236- Samurtlamak: Korkuyla sıçramak, (özellikle uykudan sıçramak)

237- Saya: Üç etekli entari. Diğer bir anlamı kışın oynan bir köy seyirlik oyununun adı.

238- Sayvan: Daha çok yaylalarda ve tarlalarda taştan yapılan barınma yerlerine denir. Geçici süre kalındığından sıradan yapılardır.

239- Sef: Yanlış, ters. (Sef iş yapıyorsun hep, sef)

240- Seflük: Patavatsız. (Kim çağırdı bu seflük soykayı buraya?)

241- Seğirtmek: Koşmak. (Seğirde seğirde geldim, ben de bir şey var sandım)

242- Seklem: İçine bir insanın kaldırabileceği ağırlıkta yük konulan çuval. (Dolu çuval)

243- Sırtarmak: Terslemek, yüzüne gelmek. (İt gibi geri sırtarıyor, ne varsa)

244- Sıtırı yırtılmak: Utanması kalmamış. (Get bacım get. Sıtırı yırtılmış bunun)

245- Sıyırgı: Toprak damlı bacalara yığılan karı uzaklaştırmak (kürümek) için kullanılan ve ağaçtan yapılma alet.

246- Simbidi: Soku taşının etrafında oynanan bir tür oyun.

247- Sin: Mezar. (Sinine sığmayasın)

248- Sorutmak: Ayakta durmak. (Ne soruduyon orda, gelsene içeri)

249- Soyka: ? Birçok yerde birçok anlamda kullanılan, hafif bir olumsuzluk belirten bir kelime. (soyka dünya, nerden buldun bu soykayı? vb…)

250- Soyka: Cenazenin üstünden soyulan elbise ve çamaşır.

251- Sövmek: Küfür etmek. (Ne sövüyorsun? Utanmıyon mu?)

252- Sümbül: Çük, erkek üreme organı. (Sümbülümü ye)

253- Sürünceme: Bir işin boş yere uğradığı gecikme.

254- Süyem: Baş parmakla işaret parmağının açılmış halinde aradaki mesafe. (Ölçü)

255- Şergada: Yaramaz. (Ne şergada çocuk biliyon mu)

256- Şip: Çabuk, hızlı. (Hadi şip ol)

257- Şişek: Bir-iki yaşındaki koyun

258- Şitenmek: Şımarıklık (Neyine şiteniyon?)

259- Tafer: Çare. (Taferi geçmiş artık, birşey yapamayız.)

260- Tapan: Tohum ektikten sonra, tarlayı düzeltmek üzere kullanılan yassı tahta.

261- Tavatur: Abartılan birşey için kullanılır..

262- Tay: Denk, yükün bir tarafı. (Yükün bir tayını yükledim, öbür tarafa geçecektim ki, eşşek devrildi.)

263- Tehne: Tenha, ıssız.

264- Terek: Raf

265- Tevek: Salamura üzüm yaprağı

266- Teyin: Sincap

267- Tille: Özellikle eşekleri yönlendirmek için kullanılan ucu çatallı ve çivili orta boy sopa.

268- Toklu: Bir yıllık kuzu

269- Tosbağa: Kaplumbağa. (Tosbağa kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş)

270- Tosmak: Küsmek. (Niye tostun öyle, bir şey mi diyen oldu şimdi sana?)
271- Töm: Beceriksiz

272- Tuman: Uzun don.

273- Tutça: Sadece Tekeli Dağında yetiştiği sanılan bir çiçek türü

274- Tüsmük: Yumruk. (Tüsmüğü kodummuydu, feleğini şaşırırsın valla.)

275- Tütün: Duman (Şu karşıki evde tütün tütüyor.)

276- Ucundan: Sebebinden, sebebiyle, yüzünden

277- Uruplağı: Tahılgillerin ölçüldüğü 10-
15 kg..lik teneke kap

278- Üçdek: Azıcık. (Üçdek şeker versene)

279- Ürmek: Havlamak.

280- Üstü olmak: Kadınların regl olması.

281- Ütmek: Oyunda yenmek, kazanmak. (Gene mi ütüldün?)

282- Üzerlik : Nazara karşı iyi geldiğine inanılan ve tütsüsü yapılan bir ot

283- Vağye: Rüya. (Vağyemi karışık gördüm. Hayırdır inşallah)

284- Vala: Gelinin başına örtülen bir nevi örtü.

285- Verep: Yan, yamuk

286- Yaba: Ucunda el şeklinde parmakları bulunan, ot ve özellikle saman toplama, aktarma işlerinde kullanılan alet

287- Yağannı: Sırt (İnsan sırtı)

288- Yağlık: El yüz silmeye yarayan mendil benzeri bez.

289- Yanıkara: Meyvelerde görülen bir tür hastalık. İnsanlar birbirlerine beddua ederken kullanırlar. “Yanıkara olasın” gibi.

290- Yapışmak: Sevişmek

291- Yarmaça: Balta ile uzunlamasına yarılmış ağaç parçası

292- Yaşmak: Kadınların başörtüleri ile ağzını kapatması.

293- Yeğin: Bol, çok. (Bu sene ekinler fene yeğin)

294- Yekinmek: Doğrulmak. (Yekin biyol da, ardına yastık koyayım)

295- Yelloz: Ahlaksız, hafif meşrep

296- Yelmek: Koşmak (Bir işin peşinden koşmak, bir şeyin olması için uğraşmak.)

297- Yelmek: Birşeyi elde etmek için hevesle, telaşla koşmak. Çaba göstermek.

298- Yoz: Erkek davar sürüsü

299- Yuha: (Yuka) : İnce (Bu işlik çok yuha üşürsün oğlum, kalın birşey al.)

300- Yumuş: İş, buyruk, hizmet.

301- Yunnuk: Yunnak, yıkanılan yer.

302- Yüklük: Yatak yığılan yer, yatak yığını

303- Yülümek: Kazımak, traş etmek. (Yülüdün mü soykanı?)

304- Zehel: Az sonra, sonra. (Anana zehel gelecek de!)

305- Zembetmek: Alay etmek. (Neyi mi zemb ediyon?)

306- Zemheri: Ocak ayı

307- Zevle: Boyunduruğu öküzün boynuna bağlamaya yarayan , eğilmiş kalınca çubuk.

308- Zevzek: Geveze, tatsız, tuzsuz konuşan..

309- Zırbık: Sırılsıklam

310- Zırlamak: Anırmak.

 

 

Kaynak : arısuköyü web sitesi